Dinimiz ve bâtıl dinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dinimiz ve bâtıl dinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Musevilik ve İsevilik


Sual: Musevilik, Yahudilikten, İsevilik de Hıristiyanlıktan farklı mıdır?
CEVAPBütün peygamberlerin getirdiği dinin aslı İslam’dır. Çünkü itikatta ayrılık yoktur. Sadece amele ait hükümlerde farklar vardır. Bunun için, her peygamberin getirdiği din, kendi ismiyle anıldı. Musa aleyhisselamın dinine Musevilik, İsa aleyhisselamın dinine deİsevilik dendi. Kitapları tahrif edilince, Yahudilik ve Hıristiyanlıkadını aldılar. Yani Musevilik Yahudilik, İsevilik de Hıristiyanlık değildir.

Yakup aleyhisselamın on iki oğlundan biri olan Yehuda’nın neslinden gelenlere nispetle veya Filistin’in güney bölgesinde kurulan Yehuda Krallığına nispetle Yahudi diye anılan kimseler, bu dine mensup oldukları için Yahudilik denilmiştir.

Hıristiyan
 kelimesi ise, Yunancadaki Hıristianos kökünden gelir. İsa aleyhisselâmın adı Hristos olarak da geçtiği için, ona bağlanan, onun yolundan gidenler anlamında Hristianos veya Hıristiyan kelimeleri kullanılmıştır. Hıristiyan kelimesi birinci yüzyılın ortalarına doğru kullanılmaya başlandı.

Hıristiyanlık çıkmadan ve putlara tapınmak başlamadan önce, İseviler mümindi. Muhammed aleyhisselama inanmadıkları için, kitaplı kâfir oldular. Yahudiler, İslamiyet’e, bunlardan daha uzaktır. (Marifetname, Tezkire-i Kurtubi)

Hıristiyanlar, bir ilah yerine teslise inanıp (İsa Allah’ın oğludur) diyerek müşrik oldular. Büyük Kostantin İseviliğe, putperestliği karıştırdı. 325 yılında İznik’teki ruhani meclisinde, 318 papazla birlikte, şirkle dolu yeni bir Hıristiyanlık dini meydana getirdi. (F. Bilgiler)

Yahudiler, İseviliği içerden yıkıp, İncil’i yok ettiler. Uydurma İnciller meydana çıkardılar. Allahü teâlânın gönderdiği (İsevi) dinini bugünkü(Hıristiyanlık) haline çevirdiler. 1973’te meydana çıkan (Barnabas)adındaki hakiki İncil kitabı da, Hıristiyanlığın uydurma bir din olduğunu ortaya koymaktadır. (H. S. Vesikaları)

Pavlos, İsevi görünerek, İsevilik dinini bozdu. Tevhidi teslise, İseviliği Hıristiyanlığa çevirdi. İncili tahrif etti. İsa, Allahın oğludur dedi. Bozuk fikirleri İseviler arasında yayılmaya başladı. Fırkalara ayrıldılar. Türlü efsaneler uydurdular. Hazret-i İsa’nın uydurma resim ve heykellerini yaptılar. Haç işaretlerini kabul edip sembolleştirdiler. Heykellere ve haça tapmaya başladılar. Yani yeniden putperestliğe döndüler. (H. L. O. İman)

Hıristiyanlıktaki, vaftiz ve İşa-i rabbani gibi ayinlerin, İsevilikte bulunmayıp, putperestlikten alınarak sonradan İseviliğe karıştırıldığını ve İsa aleyhisselam bir insan ve Peygamber iken sonradan tanrılaştırıldığını, pek çok Hıristiyan din adamı, profesör, ilim ve fen adamı açıkça yazmaktadır. (C. Veremedi)

Pavlos’un kurduğu Hıristiyanlık ile, İsevilik arasında büyük bir fark olduğu, kesinlikle anlaşılmıştır. Eğer, Pavlos’un İsevilikte yaptığı değişiklikler olmasaydı, Hıristiyanlık da olmayacaktı. (Christian Beginnings, 2. kısım, s. 182)

İncil, Tevrat’ı nesh etti
Sual: Şevahid-ün Nübüvve 
kitabında deniyor ki:
“İsa aleyhisselam, din sahibi değildir. Nitekim İncil’de İsa aleyhisselam,(Ben Musa aleyhisselamın dinini değiştirmek için değil, tamamlamak için geldim) diyor.”
İsa aleyhisselam için neden (Din sahibi değildir) deniyor?
CEVAP
(Din sahibi değildir) 
demek, (Tamamen farklı bir din ile değil, bazı farkları olan bir din ile geldi) demektir. Bir âyet-i kerime meali:
(Benden önce Tevrat’ta bildirilmiş olanları tasdik edici olarak ve bazı haramları [İç yağı, deve eti gibi şeyleri] helâl etmek için geldim.) [Âl-i İmran 50]

Demek ki, İsa aleyhisselamın İncil’i, Musa aleyhisselamın Tevrat’ını tasdik etmekte ve haramlardan bazılarını helâl yapmaktadır. (C. Veremedi)

İsa aleyhisselamın dini, Musa aleyhisselamın dinini nesh etti. Yani Tevrat’ın hükmü kalmadı. Bundan sonra, Musa aleyhisselamın dinine uymak caiz olmadı. Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, İsa aleyhisselamın dinine uymak lazım oldu. (F. Bilgiler)
Fakat çok kısa zamanda İsevîlik bozuldu. Üç tanrı inancı, İsa aleyhisselamın tanrılaştırılması gibi sapıklıklar çıktı. Bu bozuk durumu kabul etmeyen çok kimse, İsevîliği kabul etmeyip, İbrahim aleyhisselamın diniyle amel etmeye çalıştılar. Mesela, Müslümanlık gelmeden önce, Mekke ve Medine’de İbrahim aleyhisselamın dini ile amel ediyorlardı. Eğer İsevîlik oraya bozulmadan ulaşsaydı, herkes İsa aleyhisselamın getirdiği din ile amel etmek zorunda kalırdı.

Hazret-i İsa ve Yılbaşı

Hazret-i İsa ve Yılbaşı

Sual: Hıristiyanlar, Hazret-i İsa’nın yılbaşında geleceğine inandıkları için mi yılbaşını kutluyorlar?
CEVAPHıristiyanların, Hazret-i İsa’nın yılbaşında geleceğine dair bir inanışları yoktur. Onlar Hazret-i İsa’nın çarmıhtan öldüğüne inanırlar. (İnsanları günahtan kurtarmak için Tanrı, oğlu İsa’yı öldürdü) derler. Bazen İsa aleyhisselam için (Oğul Allah) bazen de (Tanrı üçtür. Üç tanrı birdir) derler. Bu saçmalıklar da İncillerde yapılan tahrifattan ileri gelmektedir. Hıristiyanların eğlenceleri, Noel Baba dedikleri hayali varlık içindir.

Kur'an-ı kerimde, Nisa suresinin 157 ve 158. âyet-i kerimelerinde, İsa aleyhisselamın öldürülmediği, öldürülen [Çarmıha gerilen] kimsenin başka biri olduğu, İsa aleyhisselamın göğe kaldırıldığı bildirilmektedir.Al-i İmran suresinin 54. ve 55. âyetleriyle, başka surelerde de bu hususta bilgi vardır. İsa aleyhisselam, Hazret-i Mehdi [ve Deccal] zamanında gökten inecektir. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.67)
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(İsa, âdil bir hakem olarak indiği zaman kin, nefret ve haset kalkacaktır.) [Müslim]

(Deccal çıkınca, İsa gelecek, Deccal’ı helak edecek, bundan sonra iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır.)
 [Müslim]

(İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacaktır.)
 [İbni Hacer-i Mekki]

(İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükun emniyet meydana gelecektir. O kadar ki aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa ölünce cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.)
 [Ebu Davud]

(İsa benim yanıma gömülecektir.) 
[Tirmizi]

[Açıklama: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. "Domuz eti yemeyi yasaklayacak" demektir. Haçı kıracak, yani Hıristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak)buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]

Hazret-i İsa’nın kurban edilmesi

Hazret-i İsa’nın kurban edilmesi

Sual: Hıristiyanlık broşürlerinde (Kurban bayramında koç kurban edilmesi manasızdır; çünkü İsa kurban edilmiştir) denilerek şu yazılara da yer veriliyor:
(Kurtuluş için İsa’nın kurban edilmesi kâfidir.) [İbraniler 9/25,26]
(İsa, insanlığın kurtuluş fidyesi olarak hayatını vermişti.)[I.Timoteos 2/5-6]
(Tanrı, merhametsiz olsaydı, herkese kendi borcunu ödetirdi. Adil, merhametli olduğu ve dünyayı çok sevdiği için, herkesin affolması için biricik oğlunu feda etti.) [Yuhanna 3:16]
(Doğru olan Mesih, doğru olmayanların uğruna günahlar için bir defa öldü.) (I.Petrus 3:18)
(Eski insanlar, kusursuz kuzu Mesih’in kanının fidyesiyle kurtuldu.) [1.Petrus1:18,19]
Bu yazılarda gerçeklik payı var mıdır?
CEVAPBenzeri broşürler, sık sık dağıtılıyor. Burada ilme, akla, mantığa zıt hususlardan bazıları şunlardır:
1- (Tanrının biricik oğlu) deniyor. Niye başka oğlu-kızı yok? Tanrının oğlu olunca, oğlunun dedesi de olmaz mı? Tanrı, oğula niçin ihtiyaç duymuştur? Tanrıyı et, kemik gibi zannediyorlar. Tanrının oğlu ölür de, tanrı ölmez mi? Halbuki İslamiyet’te Allahü teâlâ, birdir, sameddir, yani hiç bir şeye muhtaç değildir, aksine her şey Ona muhtaçtır. Doğmamış, doğurmamıştır. Hiçbir şey, Ona eş ve denk değildir. (İhlas suresi)

2-
 Hazret-i İsa’nın, insanlığın kurtuluşu için, fidye olarak öldüğü söyleniyor. Madem suçsuz, günahsız kimseyi fidye olarak öldürünce insanlar kurtuluyor; ne diye Hıristiyanların tanrısı, merhamet ederek (!) başka günahsızı, masumu veya tekrar Hazret-i İsa’yı öldürmüyor? Yahut başka bir çocuk yaratıp onu öldürmüyor? Günahsızı günahkârlar için öldürmek nasıl adalet olur? Onu öldürmeden insanların günahlarını affedemez miydi? Bir papaz günah çıkarıyor da, her şeye gücü yeten tanrı günah affedemez mi?

Hıristiyanlığın bu tanrısı, acaba kendinden daha üstün biri var da, ondan mı korkuyor? Fidyesiz herkesi affettim deseydi kim ne diyebilirdi? Kâinatın tek yaratıcısı Allah’ı hiç kimse, hiçbir şeye mecbur edemez, yaptığı işlerinden dolayı da sorumlu tutamaz. (Enbiya 23)

3-
 Suçsuz birini, suçlular için öldürmek nasıl merhamet olur, hangi akla, mantığa uygundur? Hıristiyanların tanrısı, suçsuz, günahsız insanı merhametli olduğu için mi öldürüyor? Teksas’ta biri hırsızlık etse, bunun yerine Bağdat’taki biri cezalandırılır mı? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hiç kimse, başkasının günahını çekmez.) [Necm 38]

4-
 Hiçbir sıkıntının bulunmadığı güzel Cennet varken, Hıristiyanların tanrısı niçin şu çirkef dünyayı sever ki? Halbuki Kur'an-ı kerimin çeşitli yerlerinde dünya kötülenmektedir. (Ankebut 64)
Anlaşılan, Hıristiyanların inandığı tanrı, Cenneti Cehennemi görmemiş. Eğer Hıristiyanlar, Cenneti, Cehennemi yaratan Allahü teâlâyı bilseydi, efsaneler zinciri olan Hıristiyanlığı hemen bırakırlardı.

5-
 Deniyor ki: (Her çocuk, günahkâr doğar. İsa, bu günahlara fidye için öldü.)İnsanların doğuştan günahkâr olması, akılla, mantıkla bağdaşmaz. Yeni doğan bebek niçin günahkâr olsun? İnsanların günahını affetmesi için her şeye kadir olan Allahü teâlâ, niçin Hazret-i İsa’nın ölmesini isteyecektir? Papazları bâtıl inançlarına göre günah çıkarma yetkisi olduğuna göre, herkesin günahını çıkarıversinler. Bir papazı öldüren kimse, gider öbür papaza günahını affettirir. Kısacası hıristiyanlıkta suçların ardı arkası kesilmez.

Hakiki İncil bir tane iken dörde çıkardıkları gibi, Allah da bir iken, üç tanrı kabul ediyorlar. (Üç, bir demektir. Üç tane bir, birbiriyle çarpılırsa yine bir çıkar) diyorlar. Milyon tane bir, birbiriyle çarpılırsa yine bir çıkar. Ne demek bu? Yeni misyonerler, eski Hıristiyanların saçmalıklarını nasıl tevil edeceklerini bilemiyor, bir çamurdan çıkıp diğerine batıyorlar. Yine deniyor ki:
(Doğru olan hiç yok, bir kişi bile yoktur.) [Romalılar 3:10]

Hıristiyanlar, demek ki kendileri gibi bütün insanların doğru olmadıklarına inanıyorlar. Cenab-ı Allah, binlerce enbiya ve evliya göndermiştir. Hıristiyanlara göre peygamberler de doğru insan değildir. Ne kadar saçma!
Aynı broşürde diyor ki:
(Yasanın gereklerini yani dinin emirlerini yapmakla hiç kimse, Tanrı katında aklanmaz.) [Romalılar 3:20]

Ne biçim din ki, dinin emrine uyan da kurtulamıyor?
Kurtulmak için: (Kutsal Yasaya göre her şey kanla temizlenir ve kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.) [İbraniler: 9:22]

Demek ki Hıristiyanlar, Haçlı seferleri düzenleyerek müslümanların günahlarını kanla temizlemek istemişlerdi. Eskiden, (İsa tanrının oğludur) diyorlardı. Şimdi ise buna Hazret-i Âdem’i de eklemişler. Tevil ve ilavelerle İnciller ne hâle geldi. Böyle saçma broşürlerle müslümanları dinden çıkarmaya çalışıyorlar. Fakat dinini bilen bir müslüman, bunlara aldanmaz. Çünkü müslümanlık ilim dinidir. Hıristiyanlık ise, hurafelerle doludur. Onun için, (Hıristiyanlar âlim olunca Hıristiyanlıktan, Müslümanlar cahil kalınca Müslümanlıktan çıkar) sözü meşhurdur.

Hazret-i İsa’ya niçin Ruhullah deniyor

Hazret-i İsa’ya niçin Ruhullah deniyor

Sual: Hristiyanlar, (Kur’anda da, İsa’ya Allah’tan ruh üflendiği, yani Ruhullah olduğu yazılıdır) diyerek, Hazret-i İsa’nın Kur’ana göre de tanrı veya oğlu olduğunu söylüyorlar. Hazret-i İsa’ya niye (Ruhullah)deniyor?
CEVAPHazret-i İsa gibi, Hazret-i Âdem’e, hattâ herkese ruh üflenmiştir. Bir âyet meali:
(Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan, sonra onun soyunu bir nutfeden [spermle ovumun birleşmesinden]yaratan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah’tır.)[Secde 7–9]

(Rabbin meleklere, “Ben, topraktan, şekillenmiş kuru bir balçıktan bir insan yaratacağım. Ona ruhumdan üflediğimde, ona karşı secde edin” demişti.) [Hicr 28, 29]

(İsa, Allah’ın “Kün” [Ol] emriyle yarattığı mahlûkudur ki, Onu Meryem’e ilka etti. O da, diğer ruhlar gibi, Allah’tan bir ruhtur.)[Nisa 171]

Hazret-i Cebrail’in Hazret-i Meryem’e üflemesinden dolayı, Hazret-i İsa’ya ruh denildi. Hazret-i Meryem, bu ruh vahyiyle müjdelendi ve Hazret-i İsa’ya da (Kün) yani (Ol) dendi. (H.L.O. İman)

Allah’tan bir ruh veya ruhullah demek, ona kıymet vermek içindir. Yoksa hâşâ Allah’tan bir parça değildir. Hazret-i Cebrail’e de ruhdenir. Bir âyet meali: (O gece, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh[Cebrail], her iş için iner durur.) [Kadr 4]

(Allah, “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve anana olan nimetimi an” demişti. “Seni Ruhul Kudüsle [Cebrail’le] desteklemiştim.”)[Maide 110]

Her ne kadar, bütün ruhlar Allah tarafından yaratılmışsa da, Hazret-i İsa’nın kıymetini bildirmek için ona, Kelimetullah dendiği gibi,Ruhullah da denmiştir. Kelimetullah, Allahü teâlânın kelimesi demektir. Kelime, burada ruh anlamındadır. Bunun gibi, Allahü teâlâ, herkesin Rabbi olduğu hâlde, Peygamber efendimize verdiği kıymeti bildirmek için, (Senin Rabbin) buyuruyor. Buradan, başkalarının rabbi olmadığı manası çıkarılamaz. Kâbe için de, (Benim evim) buyuruyor. Biz de onun için Kâbe’ye (Beytullah = Allah’ın evi) diyoruz. Cami de, Allah’ın evidir. (Mesacidallah = Allah’ın mescitleri) tâbiri, Kur’an’da da geçmektedir. (Bekara 114; Tevbe 17, 18; Cin 18)

Allah’ın mescitlerine, Allah’ın evleri de denir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Mescitler [Camiler] Allah’ın evleridir ve müminler de Allah’ın ziyaretçileridir. Ziyaretçisine ikram etmesi, ziyaret edilen üzerine haktır.) [Taberani, Hâkim]

(Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahirete inanan kimse imar eder.) [İ. Mace]

Camiye, Allah’ın mescidi veya Allah’ın evi demek, ona kıymet vermek içindir. Beytullah gibi, Arş’a da kıymet vermek için, Arşullahdenmiştir. Bir âyet meali: (O gün, Rabbinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.) [Hakka 17]

Bir hadis-i şerif: (Sa’d bin Muaz’ın ölümünde, Arşullah [Allah’ın Arşı] sallandı.) [Buharî]

Ay, Güneş, yıldızlar, gezegenler de, Allah’ın olduğu hâlde, Arş’a, (Rabbinin Arş’ı) yani Arşullah demek, ona kıymet vermek içindir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Arş, mahlûkların en şereflisi olduğu için, Arşullah denir. Yoksa Allahü teâlâya göre, Arş da diğer yaratılmışlar gibidir. (2/67)

Ruhumuzdan üfledik
Sual:
 Kur’anda, (Meryem’e ruhumuzdan üfledik) ifadeleri geçiyor. Ruhumuzdan üfledik ne demektir?
CEVAPRuhumuzdan demek, yarattığımız ruhtan demektir. (H. L. O. İman)
Allahü teâlânın emriyle, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam], Hazret-i Meryem’e üflemiş ve Meryem validemiz, o anda İsa aleyhisselama hamile kalmıştır. (Tefsir-i Kurtubi)

Mesih ne demektir

Mesih ne demektir

Sual: Mesih ne demektir? Kur’anda Hazret-i İsa’nın Mesih olduğu yazıyor. Barnabas İncilinde ise İsa aleyhisselam ben Mesih değilim diyor. Açıklama yapar mısınız?
CEVAPMesih, meshedilmiş demektir. Mesh, el ile sıvazlama demektir.
İsa aleyhisselama niçin Mesih dendiği hususunda tefsir âlimlerinden çeşitli rivayetler [nakiller] gelmiş olup, bazıları şunlardır:
a) Şeytan musallat olmaması için Cebrail aleyhisselam kanadı ile meshetmiştir.

b)
 Her türlü pisliklerden uzak, günahlardan temizlenmiş olduğu için bu isim verilmiştir.

c)
 Hangi hastaya dokunsa, Allahü teâlânın izni ile hasta iyi olurdu. Bunun için Mesih denilmiştir.

d) 
İsa aleyhisselamın yeryüzünde çok seyahat etmesi sebebiyle bu isim verilmiştir.

e) 
Mesih, İbrani dilinde mübarek manasındadır. Hazret-i İsa'nın şeref ve faziletinin üstünlüğünü bildirmek için bu manaya işaretle Mesih denilmiştir. (Fahreddin-i Râzi)

f)
 Kıyamete yakın yeryüzünde çıkacağı bildirilen, son derece kıvırcık saçlı, gözü dışarı fırlamış kâfir bir genç olan Deccal'a verilen isim.
(Dikkat ediniz! Deccal Mesih'in sağ gözü şaşıdır. Onun gözü sanki salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış, iri bir üzüm tanesi gibidir.) (Hadis-i şerif-Buhari)

Barnabas İncilinde ben Mesih değilim diyorsa ben Deccal değilim demek istiyordur. Kâfir Deccal’a da Mesih denir ki, onun hâşâ faziletlerle (güzelliklerle, iyiliklerle) hiçbir ilgisi yoktur. Ona Mesih denmesinin sebebi, gözünün birinin silik olup, tek gözlü olduğu veya kendisinden hayır silindiği, yahut ortaya çıktığında, yeryüzünü kısa zamanda dolaşacağı içindir. (Ahmed Nâim Efendi)

Sual:
 Mesih peygamber manasına da gelir mi?
CEVAPO anlama geldiği kitaplarda yazmıyor.

Hazret-i İsa gökten inmeyecek mi?

Hazret-i İsa gökten inmeyecek mi?

Sual: Hazret-i İsa öldürüldü mü yoksa göğe mi kaldırıldı?
CEVAPİsa aleyhisselam öldürülmedi, göğe kaldırıldı. Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselamı tufandan, İbrahim aleyhisselamı ateşten kurtardığı gibi, İsa aleyhisselamı da, yahudilerin elinden kurtarmış, Hazret-i İsa’ya ihanet ederek bulunduğu yeri haber veren, yahudi casusu bir münafığı, Hazret-i İsa’ya benzeterek onu öldürtmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Yahudiler, İsa’yı öldürmek için, tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların, hilekârlığa karşı ceza verenlerin, en güçlüsü, en hayırlısıdır.) [Al-i İmran 54]

(Allah buyurmuştu ki: Ey İsa, seni nezdime yükselteceğim) 
[Al-i İmran 55]

(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) 
[Nisa 157]

(Doğrusu Allah onu 
[İsa aleyhisselamı] kendi nezdine kaldırmıştır.)[Nisa 158]

Sual: İsa aleyhisselamın öldüğü Al-i imran suresinin 55. âyetinde yazmıyor mu?
CEVAP
Ziyaulkulub
 (Cevap veremedi) kitabında diyor ki:
Al-i imran suresinin 55.âyetinde mealen buyuruldu ki:
([Hatırla ki] Allah, İsa’ya muhakkak ben seni yerden [en mükemmel şekilde] alıp, meleklerin makamına yükselteceğim [dedi]) 

Bu lafız sıfattır, Müteveffike yani seni öldüreceğim manasına değildir.
[El-müncid lügat kitabında teveffa kelimesine Hakkını tam olarak almak manası verilmiştir. Bu, şanına layık olanı vermek demektir. Öldürmek manasında mecazen kullanılmaktadır.]

Yani bu âyet-i kerimenin meali, (Ben seni öldürürüm ve yükseltirim) demek değil, (Ben senin şanına layık olanı yaparım, meleklerin makamına yükseltirim) demektir.

Allahü teâlâ dilerse yükseltir. Allahü teâlâ, İsa aleyhisselamı yükseltmeyi dilemiş ve yükseltmiştir. Yahudiler tarafından öldürülmesini dilememiş ve çarmıha başkasını gerdirmiş, Onu öldürtmemiştir. Bunun için, bazı tefsir âlimleri teveffi kelimesinealmak manasını verip, Yahudilerin katlinden hıfz etmek için, yerden seni kâmilen alır kabz ederim meali ile tevil etmişlerdir.


Sual:
 Polonyalı Yahudi dönmesi M. Esed’in, internetteki şu suallerine bir cevap verir misiniz?
1- İsa'nın tekrar dünyaya gelmesi, Kur’an ile çelişmiyor mu? Son peygamber olan Muhammed'den sonra İsa gelemez. Eğer gelirse son peygamber İsa olmaz mı? Eğer İsa peygamber olarak gelmeyecek denirse, o zaman da İsa’nın peygamberliği inkâr edilmiş olmaz mı?
CEVAPBir Müslüman, İsa veya Muhammed diye konuşmaz. Aleyhisselam der veya en azından hazret kelimesini kullanır. Bu ifadeler dönmemiş olduğunu, yani Yahudiliğe devam ettiğini göstermez mi? Hazret-i İsa son peygamber olarak değil, son peygamber Muhammed aleyhisselamın dinine hizmet etmek üzere peygamber olarak gelecektir. Bir peygamber, başka peygamberin dinini yayabilir. Mesela Harun aleyhisselam, Musa aleyhisselamın dinini, Yahya aleyhisselam Hazret-i İsa’nın dinini yaymak üzere peygamber olarak gönderilmiştir.

Sual:
 2- İsa gelince Kur’anı inkâr etmeyeceğine göre, kendisinin peygamber olduğunu bildiren âyetlere de inanacaktır. Bu durumda Muhammed'in son peygamber oluşunu inkâr etmiş olmaz mı?
CEVAPHâşâ Hazret-i İsa, kendisinin peygamber olduğunu niye inkâr edecek ki? (Ben Allah’ın peygamberi İsa’yım, son peygamber Muhammed aleyhisselamın dinine hizmet etmek üzere Allahü teâlâ beni göndermiştir) diyecektir.

Sual:
 3- Hadis kitaplarınızın iddia ettiği gibi İsa dünyaya tekrar gelse, kendisinin peygamber olduğuna dair Kur'an âyetlerine inanacak mı?
CEVAPHadis kitaplarınız diyorsunuz, hadis kitapları sizin değil mi? Allah’ı kabul eden Resulünün sözlerini kabul etmez mi? Senin gerçekten dönme olmadığın anlaşılmaktadır. Hâşâ Hazret-i İsa, Kur’an âyetlerine niye inanmasın ki? Onları yaymak için gelecektir.

Sual:
 4- İsa peygamber dünyaya tekrar gelse, Muhammed, son peygamber unvanını koruyabilir mi?
CEVAPDaha da kuvvetlenir. Son peygamber Muhammed aleyhisselamın dinini yaymak üzere geldim demesi, İslamiyet’e hizmet etmesi, kendisine, annesine ve yüce Allah’a yapılan iftiralara bizzat cevap vermesi, Kur’an-ı kerimin doğruluğunun teyit edilmesine sebep olur.

Sual:
 5- İsa geldiğinde bazı haramları helal edeceğine dair hadislere ne diyorsunuz?
CEVAPÖyle bir hadis yoktur. İslamiyet’le hükmedecektir. Dinimizdeki dört delilden ikincisi olan hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam’dan başka şeyi kabul etmeyecektir. Mal o kadar çok olacak ki, kimse dönüp de bakmayacaktır.) [Buhari]

(İsa, âdil bir hakem olarak indiği zaman kin, nefret ve haset kalkacaktır.)
 [Müslim]

(Deccal çıkınca, İsa gelecek, Deccalı helak edecek, bundan sonra iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır.)
 [Müslim]

(Eshab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacak ve İsa bunun zamanında gökten inecektir. İsa Deccal ile harb ederken, Mehdi, onunla beraber olacaktır. Bunun hükümdarlığı zamanında, her zamankinin aksine olarak ve hesapların tersine olarak, Ramazan-ı şerifin 14. günü güneş ve ilk gecesinde ay tutulacaktır.) [İ. Süyuti]

[Açıklama: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. "Domuz eti yemeyi yasaklayacak" demektir. Haçı kıracak, yani Hıristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak)buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]

Sual: İsa aleyhisselam nebi mi resul mü?
CEVAP İsa aleyhisselam hem resul hem nebi idi. Zaten kitap gönderilen resuller aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimiz de hem resul hem nebidir.

Allah mekandan münezzehtir

Allah mekandan münezzehtir

Sual: Hıristiyanlar da Vehhabiler gibi tanrı gökte diyorlar. Bu inanç İncillerde var mıdır?
CEVAPHazret-i İsa’nın, göğe çıkıp, Allah’ın sağına oturduğu ve Allahü teâlânın gökte olduğu inancı Hıristiyanlığa sonradan sokulmuştur. Hıristiyan İngilizler tarafından kurulan Vehhabi inanışına göre de tanrı gökte, Hazret-i Muhammed de sağ tarafında oturmaktadır. Kitabül-Arş isimli Vehhabi kitabında, “Allah Arş’ın üzerinde oturur, yanında Resulullaha da yer bırakır” deniyor. Hıristiyanlarla Vehhabiliğin bu konuda da birbirine benzemesi tesadüf değildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekandan münezzeh” buyuruyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, zamanlı, mekanlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, yönleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arşı da, yukarısını da, aşağısını da O yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, kadim [ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim ve hâl değildir. Benzeri, ortağı, zıddı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. O kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür. Halbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin devamlı var görünmesi, Allah’ın kudreti ile oluyor. (c.2, m.67)

Bir filmdeki cansız resimler, aynen canlı gibi hareket etmektedir. Bir kimse hayal kursa, hayalinde çeşitli işler yapsa, (Bu kimse, hayalinin içindedir, dışındadır) denemez. Çünkü hayal gerçek değildir. Rüya da hayale benzer. Rüya gören kimse, rüyasının ne sağındadır, ne solundadır. Rüyasında gözsüz görür, kulaksız işitir, dilsiz konuşur, yer, içer, hatta rüyasında rüya bile görür. Allahü teâlânın kudreti ile hep devam etse, insan rüyayı gerçek bilir, rüyadan başka hayat yok zanneder. Bu dünya hayatı da bir rüyadan ibarettir. Demek ki; kâinat hayal mertebesinde yaratıldığı için bize var gibi görünmektedir. Ezeli ve ebedi var olan yalnız Allahü teâlâdır. O halde, Allah, hayal olan bu kâinatın içinde, dışında denemez. (Mektubat-ı Rabbani – Sefer-i Ahiret Risalesi)

Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Allah, yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Her varlık, Arş’ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arş’ın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lütfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arş’ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlâ, mekandan münezzehtir. Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi kelimeleri tevil etmedikleri için sapıtmışlardır. Allah’ın, Arşı istiva etmesi, Arşı hükmü altına alması demektir. “Hükümdar, Irak’ı kansız olarak istiva etti” demek, “Irak’ı kansız olarak ele geçirdi” demektir. Bu sapıklıklarına da “Selefin yolu” diyerek selef-i salihine, [Eshaba ve Tabiine] iftira ediyorlar. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemeli. Mesela “Falanca şehir, filanca valinin elinde” denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. İstiva, vech gibi kelimeler böyle tevil edilir.) [İlcam-ül-avam]

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, zamanlı ve mekanlı olmadığı için, hazır ve nazırdır sözü mecazdır. Yani zamansız ve mekansız [hiçbir yerde olmayarak] hazırdır [bulunur] ve nazırdır [görür] demektir. Allahü teâlânın bütün sıfatları zamansız ve mekansız olduğu gibi, hazır ve nazır olması da, zaman ile ve mekan ile değildir. (S. Ebediyye)

Not:
 Bu hususta geniş bilgi için Vehhabilik maddesindeki, Hıristiyan gibi Allah gökte diyorlar kısmına bakılabilir.

Allah birdir, niçin Biz deniyor

Allah birdir, niçin Biz deniyor

Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka yaratıcı, başka ortak bulunmadığını bildirirken, yaratıcının çok olduğu nasıl söylenebilir? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Yaratıcı, bilici ancak Rabbindir.) [Hicr 86]

Kur'an-ı kerimde geçen Ahsen-ül hâlıkin ne demektir? Sözlüğe bakılırsa, (Yaratıcıların en güzeli) demek olduğu, bir çok yaratıcı bulunduğu zannedilir. Piyasadaki Kur'an tercümeleri de bundan pek farklı sayılmaz. Onun için sözlükten, Kur'an tercümesinden din öğrenilmez. Muteber tefsirlere, akaid ve fıkıh kitaplarına bakmak gerekir. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde buyuruluyor ki:
(Ahsen-ül-hâlıkin takdir edenlerin en iyisi, en güzeli demektir. Çünkü halketmenin hakiki manası, ihtira, inşa ve ibdadır. Bu kelime, yani hâlık, bu âyet-i kerimede takdir eden manasında kullanılmıştır. Çünkü ihtira manasındaki halketmek, Allahü teâlâdan başkası için düşünülmez ki, Allah onların en güzeli, densin.) [C.4, s. 68]
Misyonerlerin soruları
Sual:
 Kur’anda çelişki yok mudur?
CEVAPElbette yoktur, olması da mümkün olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmezler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok tutarsızlık olurdu.) [Nisa 4-82]

Demek ki, Kur’an-ı kerimde asla tenakuz [çelişki] yoktur. Kendi başına tıp kitabı okumakla doktor, hukuk kitabı okumakla hakim olunamadığı gibi, meal okumakla da din öğrenilemez. Misyoner papaz gibi yanlış anlar. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbin elbette hem bağışlayan, hem de çok acı azap verendir.)[Fussilet 43]

Misyoner, “Hac suresinin, (İnkâr edenler için ateşten bir elbise giydirilecek ve başlarına kaynar su dökülecektir) anlamındaki 19. âyeti ile, Haşr suresinin, (Allah rahman rahimdir [esirgeyen, bağışlayandır]) anlamındaki 22. âyeti çelişkilidir. Affedici olan Allah, inkârcıları hiç cezalandırır mı?” diyor.

Çelişki bunun neresindedir?
Affedici olmak, mazlumun hakkını zalimden almamak mıdır? Yahut hainleri, canileri cezasız bırakmak mıdır? Suçluları adaletle cezalandırmak, affedici olmaya aykırı olur mu? Dünyada suçluları cezalandırmayan bir nizam var mıdır? Cezasız, hukuksuz nizam olur mu? Bu cezalar, ülkenin kiminde hafif, kiminde ağır olur. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde namusla ilgili suçların cezası az, fakat para ile ilgili olan suçlarınki ağırdır. Bu da onların paraya, namustan çok önem verdiğini göstermektedir. Katile ceza verilmiyorsa veya hafif ceza veriliyorsa, insana değer verilmiyor demektir. Ölen insanın bir değeri olsaydı, elbette katilin hak ettiği ceza verilirdi.

Katillerin, canilerin ölümle cezalandırılmalarına da misyoner ateş püskürüp, (Katiller öldürülürse, dünyada insan kalmaz) diyor. Biri, birini öldürünce, kendisinin de muhakkak öldürüleceğini bilse, acaba başkasını öldürebilir mi? Buna rağmen öldüren çıksa da, çok az olur. Her suç için caydırıcı ceza vermek misyonere göre yanlışmış. Ceza verilmezse, katillik o zaman daha çok artmaz mı?

Mekke’nin RabbiAllahü teâlâ, (Bu beldenin [Mekke’nin] Rabbi) buyuruyor. (Neml 91)
Misyoner, (Bu âyeti anlayamadım) demiyor da, (Her şehrin bir Rabbi mi olur?) diyor. Tıp kitabını herkesin kolayca anlayamayacağı gibi, bir ilim tahsil etmeden Allah’ın kitabını, dinden habersiz bir yabancı nasıl anlayabilir ki?
Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Âlemlerin Rabbi olan Allah) [Neml 8]
(Her şeyin Rabbi olan Allah) [Enam 164]
(İnsanların Rabbi) [Nas 1]
(Arş’ın Rabbi olan Allah) [Enbiya 22]

Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâ, cinlerin de, canlı cansız diğer varlıkların da Rabbi olduğu halde, niçin insanların ve Arş’ın Rabbi denmiştir?

Ayrıca Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Rabbike [Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek, âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab, farklı değildir. Farklı olmadığı halde niçin ayrı ifade kullanılmıştır? Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. Kâbe, kıymetli, şerefli yer olduğu için Beytullah, yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli, şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir. Allahü teâlâ, Mekke-i mükerremeyi emniyetli kıldı. Orada kan dökülmez. Av hayvanları avlanmaz ve yaş bitkiler koparılmaz. Bunun için bu şerefli beldeden bahsederken, Mekke’nin Rabbi denmiştir.

Rablerin rabbi demek
Sual:
 Mektubat-ı Rabbanide, (Ellerimizi rablerin rabbi olan yüce Allah’a açtık) deniyor. Rabler diye çoğul kullanmak uygun mu?
CEVAPBazı kelimelerin birkaç manası olur. Rab kelimesi de böyledir. Rab = Besleyen, yetiştiren, terbiye eden demektir. O zaman yukarıdaki ifade,(Ellerimizi terbiye edenlerin terbiye edeni olan yüce Allah’a açtık) anlamına gelir. Kur’an-ı kerimde halk edenlerin halıkı diye bir ifade de geçmektedir. Bu âyeti de yanlış anlayanlar, hâşâ bir çok yaratıcı var diye, yaratma kelimesini insanlar için de kullanıyorlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarına bakmadan mana vermek yanlış olur.
 
Geri dön
 

Dört İncilden hangisi orjinal

Dört İncilden hangisi orjinal

Bir okuyucumuz, Türkçe yayınlanan bir hıristiyan sitesindeki misyonerlerle yaptığı münazarayı bize göndermiş. Olduğu gibi yayınlıyoruz:
Okuyucumuz onlara soruyor:
Allahü teâlânın İsa aleyhisselama vahyettiği İncil ne olmuştur, şimdi nerededir?
Bozulmamış gerçek İncili merak ediyorsan, bu sitede bedava İncil bölümü var orayı tıklayıp bir İncil alabilirsin ve eline geçen o İncil senin merak edip aradığın İncildir.

CEVAP
Yani orijinal İncil bu diyorsunuz. Niye İnciller demiyor da İncil diyorsunuz? 4 İncilden hangisi orijinal? Allah’ın vahyettiği İncili, Yahudiler, İseviliğe düşman oldukları için İsevi görünüp değiştirdiler. Bu yüzden sayısız İnciller meydana çıkmıştır. Elde bunlardan dördü kalmıştır. Lütfen bu dörtten hangisi orijinal İncildir? Dördü de orijinal derseniz, o zaman İncil tabirini kullanmayın İnciller deyin de, herkes tek İncil olmadığını bilsin.

Eğer sen yok illa başka bir İncil var diyorsan senin bahsettiğin İncil hakkında delil vermelisin yoksa sadece iftira durumuna düşer.
CEVAP
Hayır biz öyle bir şey demiyoruz. Dört İncilden hangisi orijinal diyoruz? Dördü de orijinal derseniz, niye İznik Konsilindeki bütün İnciller orijinal olmuyor ki? Bozulmadan aslı durana, tek olana orijinal denir. Dört tanesine yüz tanesine, insan kelamı karışmış olana orijinal denmez.

İncil kitabını Allahü teâlâ İsa aleyhisselama mı yoksa havarilere mi indirmiştir?
İncil bilindiği gibi Kutsal Ruhun yönlendirmesi ile Tanrısal vahiy yolu ile İsa Mesihin hayatından kesitler, öğütler, uyarılar ve İsa’nın elçileri tarafından yapılmış olaylar ve söylenmiş sözlerdir.

CEVAP
Bu nasıl tarif öyle? Kutsal ruh kim? Bu kutsal ruh Tanrıyı mı yönlendiriyor? Şöyle yap böyle yap diye ona akıl mı veriyor? Yoksa İsa’nın adamlarını mı? Onu asacaklar bari siz hayatını sözlerini yazın mı diyor? Arasına da kendi hayatlarınızı yazın mı diyor? Anlaşılan o ki, bu İnciller Allah kelamı değil, papazların sözleridir.

Öncelikle elimizdeki İncillerin bozulmuş olduğunu ispatlamalısın. 

CEVAP4 tane olunca bozulmamış mı oluyor? Yani ne kadar çok olursa o kadar mı sağlam oluyor? Çok olunca sağlam oluyorsa İznik Konsilindekileri niye yırttınız? Daha çok ve daha sağlam olurdu. Öyle ya daha kuvvetli, daha çok olsun diye tanrı sayısını üçe çıkardığınız gibi İncil sayısını daha fazla yapmanız gerekmez mi? Elde dört tane İncil bulunması, İncilin bozulduğunu gösteren gerçek bir vesikadır. Başka vesikaya gerek yok. Onlar bile birbirini tutmamaktadır.

Size göre bir şey çok olursa mı daha iyi daha kuvvetli olur? Birbirlerine yardım ederler, eksiklerini tamamlar mı diyorsunuz? O zaman üç tanrı az değil mi? Dört İncil çok az gelmez mi? İznik konsiline lanet okumuyor musunuz? O kadar İncili niye yok etti diye.

Sizin tanrınız bir öyle bir böyle mi konuşuyor? Hepsi tanrınızın kitabı ise niye tek değil de dört? Yok, tanrımızın suçu yok, bunu İsa'nın arkadaşları yaptı diyorsanız, ki yukarıda İsa'nın elçilerinin yazdığını söylemiştiniz, o takdirde bunlara emin diye ve yazdıklarına doğru diye nasıl inanıyorsunuz? Ayrıca, elçi, resul peygamber demektir. Yani size göre İsa tanrı, havarileri de elçiler yani peygamberler! Tanrınızı insanlar asıyor, elçileri birbirini tutmayan sözler yazıyor, tanrınız bir şey yapamıyor, kutsal ruhunuz ikaz ediyor vs. Siz bu masallara yani hurafelere gerçekten nasıl inanıyorsunuz?

Yoksa kutsal olmayan ancak kendisine kutsal bir kitap havası vermek isteyen uyduruk bir kitabın sözlerine bakarak İncile bozulmuş demen doğru değildir.
CEVAP
Kur’an-ı kerime bakarak İncillere bozulmuş demiyoruz. İnciller kendileri biz bozuğuz diye haykırıyor. Bir kere inat ederek hep İncil diyorsunuz, niye İnciller demiyorsunuz? Biz bu dördünden hangisi doğru diyoruz? Siz içlerinden şu doğru deyin, biz onun yanlış olduğunu ispat edelim. Çünkü her İncilde birbirini tutmayan sözler vardır. Çünkü her İncilde İsa, ya tanrıdır, ya tanrının oğludur veya kutsal ruhtur. Derdinizi anlıyoruz, 4'ü de doğru derseniz, birbirindeki tenakuzların varlığından ne yapacağınızı bilemeyeceksiniz. 3'ü yanlış derseniz, yanlış şeye niye inandığınıza cevap veremeyeceksiniz. Ne kötü durumdasınız böyle? Bırakın çok tanrılı dini de gelin Müslüman olun.

Elinizdeki muharref ( bozulmuş) İncillerde bile İsa aleyhisselamın, en iyilerine "sen şeytansın" dediği kimselerin sözlerine ve yazdıklarına hangi delillere dayanarak itimat ediyorsunuz?
Şeytan insanlığın kurtulması için Petrusu ayartmaya çalışmıştır ve İsa da Şeytanı azarlamıştır. 
CEVAPİsa insanlığın kurtulmasını istemiyor muydu? Şeytan ondan daha çok mu insanlığın kurtulmasını istiyordu? Anlaşılan şeytan sizinkilerden daha çok insanlığın kurtulması için çalışmış. Sizinkiler bilememiş, bileniniz de üstelik azarlamış ha! Vay beee!

İncil, sizin okuduğunuz kitaplar gibi hikaye kitabı değildir, inceleyerek okumak gerekir.
CEVAP
Önce İncil tabirini lütfen kullanmayın gerçeğe aykırı oluyor. İnciller deyin ki yanlış olmasın. İncilleri hikaye kitabı gibi okumayın demeniz gerekir.
İnciller denilen bu hikaye kitaplarındaki masalları din kitabı diye nasıl düşünmeden okuyorsunuz?

Birkaç veya birkaç yüz papaz bir araya gelip İncilleri, bazı kitapları ret ve kabul ederken, neye göre, hangi kıstaslara göre yapmışlardır?
Mesela, İznik Konsili elli İncili yok ederken; elde mevcut İbranice İncil nüshasını bulundurmayı yasaklarken ve 4 İncili kabul ederken, bunu neye dayanarak yapmışlardır?

İznik konsilinde o olaylar olmamıştır, bu sadece iftiradır.

CEVAP
Tarihi gerçekler bir yana, elinizdeki 4 İncil, o olayların delili olmuyor mu? Bu olayları inkâr etmek, İsa peygamber diye biri yoktur demek gibi bir şey değil mi? Ha 2 İncil olmuş, ha 4 olmuş ha bin tane olmuş ne fark eder ki? İznik konsilini inkâr edince, İncil sayısı dörde düşünce gerçek İncil ortaya mı çıktı yani?

Aslı bulunmayan, yanlışlarla dolu, durmadan değiştirilen bir kitabı hangi delillerle ilahi sayıyor ve her kelimesi Allah tarafındandır diyorsunuz?
İncile aslı yok diyorsunuz. Peki aslı olmayan bir şeyin, sahte veya doğru olup olmadığını nereden biliyorsunuz? 

CEVAP
Yukarıda siz yazmıştınız, şeytanın insanlığın kurtulması için çalıştığını, bunun için Petrus’u ayartmaya çalıştığını bu yüzden İsa’nın onu azarladığını yazan kitaplarınız mı asıl? Hâşâ Allah’ın oğlu olduğunu söyleyen İnciller mi orijinallerdir? Günahsız oğlunu çarmıha gerdiren İnciller mi orijinaldir? İçinde hiçbir hukuk sistemi bulunmayan İnciller mi orijinal?

Yoksa sizin uyduruk kitabınız kendisine kutsal bir hava vermek için mi böyle diyor?
CEVAP
İsa aleyhisselam yüce peygamberdi. İncil hak kitaptı. Kur'an böyle söylüyor. Bu mu uyduruk? Biz buna iman ediyoruz, iman etmesek zaten Müslüman olamayız. İsa aleyhisselam ölmedi, göğe kaldırıldı, kıyamete yakın gelecek, Hıristiyanların çanına ot tıkayacak. İçkiyi, domuzu yasak edecektir.

Siz ise, İsa peygambere hem tanrının oğlu, hem tanrı diyor, hem de insanlar onu çarmıha gerdi, onu öldürdü diyorsunuz. İnsanlığın kurtuluşu için, günahlarının affı için diyorsunuz. İnsanlığın kurtuluşu için Petrus’u ayartan şeytanı azarladı diyorsunuz. Siz ne dediğinizi neye inandığınızı bilmiyorsunuz.

İnsanlar madem günahsız, daha ne diye onların yakasını bırakmıyor, Hıristiyan yapmaya çalışıyorsunuz, nasıl olsa günahsızlar, öyle değil mi? İnsanlar günahsız ise papazlarınız ne diye günah çıkartıyor?

Bazı misyonerler de masum çocuk bile günahkâr doğar, herkes günahkâr diyor. Günahtan kurtulmak için üç tanrıya mı inanmak gerekir? Yoksa dört İncile mi? Dört İncilden hangisine? Hazret-i İsa peygamber diye mi inanacağız, yoksa tanrı mı diye, yoksa tanrının oğlu mu diye? Yoksa kutsal ruh diye mi? Yani günahlardan kurtulmak için domuz eti mi yiyeceğiz, her gün içki mi içeceğiz? Ne yapacağız da günahlardan kurtulacağız?

Bizim kitabımızda günahlardan kurtulmanın yolu bildirilmiştir. Siz de bize günahlardan kurtulmanın yolunu gösterin.

İnsanların öldürdüğü şey; tanrı olamaz. Hâşâ sizin tanrınız o kadar gaddar mı ki de, biricik günahsız oğlunu öldürüyor? O ölmeyince günahlar affedilmez mi? Kan istemeden günahları affetmeye sizin tanrınızın yetkisi yok mu? Sizin tanrınızın üstünde yetkili başka bir tanrı mı var da onu oğlunu öldürmeye mecbur ediyor? Papazlarınız şefkat gösterip günahları affediyor da, tanrınız niye affedemiyor? Papazlarınız kadar yetkisi yok mu? Tanrınız affetmek için kimden korkuyor? Affın şartları falan yok mu? İnciller ne kadar eksik görüyorsunuz. Kur’anda insanlığa lazım olup da olmayan tek şey gösteremezsiniz.

Neresinden bakarsanız bakın Hıristiyanlık saçma sapan bir din haline gelmiştir. Ne hukuk sistemi, ne ceza sistemi, ne diğer sistemlerin hiç biri yok. Kuralsız bir oyun bile olmaz. Kuralsız din olur mu hiç? Harama düşmemek için neler yapmalıyız? Siz de haram yok mu? Kâfir olmak yani dinden çıkmak yok mu? Siz de ibadet yok mu? Kur'anda İsa aleyhisselam, (Rabbim namazı ve zekatı emretti) diyor. Atalarınız her hususu değiştirip kaldırdığı gibi bunu da kaldırmış anlaşılan. Kaidesiz sınırsız yaşamak insanlara mahsus değildir, hayvanlara mahsustur. Sosyal sistemlerinizde çeşitli sayısız kaideler var, dininizde niye yok? Allah insanları yaratıp başı boş mu bıraktı öyle? Kur'anda miras taksiminden tutun, ceza kanunları, hukuk kanunları, alışveriş kanunları, ibadetlerin esasları hepsi açıkça bildirilmiştir. Yanlış da olsa, İncillerde bir hukuk sistemi var mıdır? Yoksa körü körüne böyle saçma dört kitaba nasıl inanıyorsunuz?

Joseph Barnabas kimdir

Joseph Barnabas kimdir

Sual: Barnabas kimdir?
CEVAP
İsa aleyhisselama ilk inananlardandır. Kıbrıs'ta doğdu. Önceleri Yahudi dininde idi. İsa aleyhisselamı görünce iman etti. İsa aleyhisselama inandığı ve çok sevdiği için, Havariler ona "Barnabas" ismini verdiler. “Barnabas” lakabı, nasihat verici, iyiliğe teşvik edici anlamına gelmektedir.
Fransızlar Saint Barnabe derler ve 11 Haziranda yortusunu yaparlar.

Bolüs adındaki bir Yahudi, İsa aleyhisselamın dinine inanmış görünüp Barnabas'a yanaştı. Yıkıcı fikirlerini aşılamak için, kendisi ile senelerce arkadaşlık etti. Kandıramayacağını anlayınca, düşmanlığını açığa vurdu. İsa aleyhisselamdan sonra Bolüs'ün ilk işi, hakiki İncili yok ettirmek oldu. İsa, Allah'ın oğludur, dedi. Şarabı ve domuzu helal etti. Barnabas bu yalanlara aldanmadı. İsa aleyhisselamdan gördüklerini ve işittiklerini doğru olarak yazdı. Bu durumda İseviler ikiye ayrıldı.
Bolüsçüler (Pavlosçular), Avrupa krallarını elde edip, kuvvetlendiler. Barnabas tarafını tutanlar ise çoğaldı. Bunlardan Antakya piskoposu Lucian, teslise inanmadığı için 312'de öldürüldü. Barnabas'ın yolunda olanlar İsa aleyhisselam insandır, Ona tapılmaz diyorlardı. Mücadele senelerce devam etti. Lucian'ın talebesi Libyalı Aryüs de Barnabas gibi; İsa insandır, Ona tapılmaz dediği için İznik toplantısında aforoz edildi. Barnabas İncilinin yok edilmesine ve bu İncili okuyanların öldürülmelerine karar verildi. Aryüsçüler yok edilmeye başlandı. Roma İmparatoru Büyük Kostantin pişman olup Aryüs'ü İstanbul'a davet ettiyse de gelirken öldürüldü.

Barnabas'ın yazdığı İncil, miladın 325. senesine kadar İskenderiye kiliselerinde okunuyordu. Papa Beşinci Sixtus,1585-1590 arasındaki papalık zamanında, bunu İbranice’den İtalyanca’ya tercüme ettirdi. Prusya kralının müşaviri J.F. Cramer, bunu bulup 1713'te Osmanlılarla yaptığı muharebeleri ile meşhur olan kitap meraklısı Prens Eugén'e hediye etti. Prens 1736'da öldükten sonra, kütüphanesi Viyana (Hofbibliyothek) Kütüphanesine katıldı. Bu el yazma İncil hâlâ, Viyana İmparatorluk Kütüphanesindedir.

Bu İncilde Hazret-i İsa diyor ki:
Ben günah affedemem, günahları ancak Allah affeder. (71. bab)

Ben, Allah’ın resulünün yolunu hazırlamak için geldim. Bu Resul, sizden birkaç yıl sonra, İncil tahrif edilip hakiki inananların 30 kişi kadar kalacağı bir zamanda gelecektir. O zaman, Cenab-ı Hak, elçisini gönderecektir. Onun başının üzerinde beyaz bir bulut bulunur. O, putları kırar. Onun sayesinde, insanlar Allah’ı tanır ve ben de hakiki olarak tanınırım.
 (72. bab)

O resul güneyden gelecektir.
 (96. bab)

O resulün adı Ahmeddir.
 (97. bab)

Görüldüğü gibi, Barnabas İncilinde, Hazret-i İsa’nın, son Peygamberin geleceğini, isminin [Muhammed ile aynı manadaki] Ahmed olacağını) bildirdiği açıkça yazılıdır. Bu husus, Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir:
(Meryem oğlu İsa, "Ey İsrail oğulları, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik eden, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olan bir Peygamberi müjdeleyen, size gönderilmiş bir Peygamberim" demişti. Ancak, o kendilerine apaçık delillerle[mucizelerle] gelince, bu apaçık bir sihirdir dediler.) [Saf 6]

Gayrimüslimler, Peygamber efendimizin mucizelerine sihir dedikleri gibi, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa’nın mucizelerine de sihir demişlerdi.

Hazret-i İsa, peygamber olduğunu bildirince, yahudiler, mucize göstermesini istediler. "Bu hastayı iyileştir" dediler. O da mübarek elini sürünce hasta iyileşti. "Şu körün gözünü aç" dediler. O da mübarek elini sürünce gözleri açıldı. Baktılar dedikleri oluyor. Daha zor bir şey istediler. "Şu ölüleri dirilt" dediler.
Hazret-i İsa, dua edince, istedikleri ölüler de dirildi. Daha zor bir şey aradılar. "Çamurdan bir kuş yap, memeli ve dişleri olsun, hayz görsün, yavru doğursun" dediler.

Hazret-i İsa, çamurdan yaptığı şekle üfürünce, bildirdikleri vasıfta bir hayvan [yarasa] meydana geldi. (Al-i İmran 49)
Hazret-i İsa beşikte konuştu ve çeşitli mucizeler gösterdi. Peygamber efendimizin de bin kadar mucizesi görüldü. Buna rağmen yahudiler ve diğer kâfirler "Bu bir sihir" diyerek inanmadılar.

Hazret-i İsa, son peygamber Muhammed aleyhisselamı müjdeleyince, havariler, Onun ümmetinin nasıl olacağını sual ettiler. Hazret-i İsa da(Bizden sonra gelecek ümmet, âlim, hakim, takva ehli iyi insanlardır. Allahü teâlâdan gelen az rızka razı olacaklar. Allahü teâlâ da, onların az ameline razı olacaktır) buyurdu. Bu vasıfların hepsi Eshab-ı kiramda var idi. (Tibyan)

Bütün tahriflere rağmen
İsa aleyhisselamdan sonra, bir son Peygamber (aleyhissalatü vesselam) geleceği İncilde bildirilmişti. Bu haber, bütün tahriflere rağmen bugünkü bozuk İncillerde bile vardır. Yuhanna İncilinin 14.babının 16.âyetinde İsa aleyhisselam;
(Allah size, sizinle beraber kalacak bir teselli edici gönderecektir)
 demektedir.

26. âyetinde ise, (Bu hakiki tesellici size her şeyi öğretecek ve size benim öğrettiklerimi de hatırlatacaktır) demektedir.

16.babın 13.âyetinde ise, (O, size her hakikate yol gösterecektir. Zira O, size kendiliğinden bir şey söylemeyecek, fakat Allah’ın söylediklerini size bildirecektir) demektedir. [Hıristiyanlar(Tesellici) kelimesini (Ruh) diye tercümede ısrar ederler.]

[Kur’an-ı kerimde de iki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.)[Ahzab 21]
(Resulüm, kendi arzusu ile konuşmaz. Onun [dini hükümlere ait her] sözü vahiydir.) [Necm 3, 4]
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Yemin ederim ki, ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum.) (Taberani)]
Bundan başka, Kitab-ı mukaddesin Eski Ahd (Tevrat) kısmında Arap ırkından bir Peygamber geleceği yazılıdır. Tesniyenin 18.babının 15.âyetinde, Musa aleyhisselamın İsraillilere, (Rab sizin için aranızdan, kardeşlerinizden benim gibi bir Peygamber “aleyhissalatü vesselam” çıkaracaktır) dediği yazılıdır. Burada bahis konusu olan İsraillilerin kardeşleri, İsmaililer yani Araplardır. İşte İncil’de ve Tevrat’ta yazılı olan ve Arap ırkından geleceği müjdelenen bu son Peygamber, Muhammed aleyhisselamdır.

Bugünkü Tevrat ve İnciller

Bugünkü Tevrat ve İnciller

Bilgi için tıklayınız.

İncillerin değiştirilmesi
Sual: Dört incilin zaman zaman değiştirilip basılmasının sebebi nedir?
CEVAP
İncilleri zamanın şartlarına uydurabilmek ve dört İncil arasındaki çelişkileri azaltmak için değiştiriyorlardı. Bir başka sebebi de, kazanç sağlamak içindir, çünkü ister inansın, ister inanmasın, her Avrupalının evinde bir Kitab-ı mukaddes [Tevrat ve İncil] vardır. Hele Avrupalı köylülerin çoğu, Kitab-ı mukaddesten başka bir kitap okumazlar. Avrupalıların kültür seviyesi, çok kimsenin zannettiği kadar yüksek değildir. Köylerde oturanlar okuma yazma bilirlerse de, dünyadan haberleri yoktur. Ancak Kitab-ı mukaddes okurlar. Onun için, gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş her yeni Kitab-ı mukaddes, milyonlarca nüsha basılmakta ve basanlar her sene milyarlar kazanmaktadır.

Hazret-i İsa Peygamberdir ona tapılmaz

Hazret-i İsa Peygamberdir, ona tapılmaz

Büyük İslam âlimi, Tefsir-i kebir ve çeşitli kıymetli kitapların sahibi,imam-ı Fahreddin Razi “rahmetullahi aleyh” Âl-i imrân suresinde, altmış birinci âyet-i kerimeyi tefsir ederken buyuruyor ki:
Hârezm şehrinde idim. Şehre bir papazın geldiğini ve Hıristiyanlığı yaymak için çalıştığını işittim. Yanına gittim. Konuşmaya başladık. Bana, (Muhammed aleyhisselamın Peygamber olduğunu gösteren delil nedir?) dedi. Şu cevabı verdim:

Fahreddin Razi —
 Musa’nın, İsa’nın ve diğer Peygamberlerin “aleyhimüsselam” harikalar, mucizeler gösterdiği haber verildiği gibi, Muhammed aleyhisselamın da mucizeler gösterdiği haber verilmiştir. Bu haberler tevatür halindedir. Tevatür ile gelen haberleri, ya kabul eder veya red edersin. Red eder ve mucize, bir zatın Peygamber olduğunu ispat etmez der isen, mucizeleri tevatür ile bize haber verilen diğer Peygamberlere de inanmaman lazım gelir. Şayet tevatür ile gelen haberlerin doğruluğunu ve mucize gösteren zatın peygamber olduğunu kabul eder isen, Muhammed aleyhisselamın Peygamber olduğunu kabul etmen lazım gelir. Çünkü, Muhammed aleyhisselam; mucizeler göstermiş ve bu mucizeler, bizlere (tevatür) denilen sağlam haberler ile bildirilmiştir. Diğer Peygamberlerin peygamberliğine, tevatür ile bildirilen mucizeler sebebi ile inandığın için, Muhammed aleyhisselamın da, Peygamber olduğuna iman etmelisin!

Papaz —
 İsa aleyhisselamın, Peygamber değil, ilah, tanrı olduğuna inanıyorum.
[Tanrı, mabud demektir. Tapılan şeylerin hepsine tanrı denir. Allahü teâlânın ismi, Allah’tır, tanrı değildir. Allahü teâlâdan başka tanrı yoktur. Allah yerine tanrı demek, yanlıştır ve çok çirkindir.]

Fahreddin Razi —
 Biz şimdi Peygamberlik hakkında konuşuyoruz. İlahlıktan önce, nübüvvet mevzuunu hâl etmemiz lazımdır. Ayrıca, İsa aleyhisselamın, ilah olduğunu söylemen de bâtıldır. Çünkü, ilahın, tanrının, her zaman var olması lazımdır. O halde, madde, cisim, yer kaplayan şeyler tanrı olamaz. Halbuki, İsa aleyhisselam, cisim idi, insan idi. Yok iken var oldu ve size göre öldürülmüştür. Önce çocuk idi, büyüdü. Yerdi, içerdi. Bizim gibi konuşurdu. Yatardı, uyurdu, uyanırdı, yürürdü. Her insan gibi yaşamak için, birçok şeye muhtaç idi. Muhtaç olan, gani olur mu? Yok iken sonradan var olan bir şey, ebedi, sonsuz var olur mu? Değişen bir şey devamlı, sonsuz var olur mu?
İsa aleyhisselam kaçtığı, saklandığı halde, yahudiler yakalayıp astı diyorsunuz. İsa aleyhisselamın o zaman çok üzüldüğünü, bu durumdan kurtulmak için çarelere başvurduğunu söylüyorsunuz. İlah veya ilahtan parça kendisine hulul etmiş olsaydı, yahudilerden korunmaz mı, onları yok etmez mi idi? Niçin üzüldü ve saklanacak yer aradı? Vallahi, buna hayret ediyorum. Aklı olan kimse, bu sözleri nasıl söyler, buna nasıl inanır. Akıl, bu sözlerin bozukluğuna şahittir.

Üç türlü söylüyorsunuz:

1 — O gözle görülen cismani bir ilah imiş. Tanrı imiş. Âlemin ilahının cisim ve beşer olan İsa aleyhisselam olduğunu söylemek, yahudiler Onu öldürdüğü zaman, âlemin ilahını öldürdüklerini söylemek olurdu. Bu takdirde, âlemin ilahsız kalması lazım gelirdi. Halbuki, âlemin ilahsız kalması mümkün değildir. Ayrıca, yahudiler, haksız oldukları halde, bunların yakalayıp öldürdüğü, âciz, kuvvetsiz bir kimse, âlemlerin tanrısı olabilir mi?

İsa aleyhisselamın, Allahü teâlâya çok ibadet ettiği, taata çok rağbet ettiği hususu da, tevatür ile sabittir. İsa aleyhisselam ilah olsaydı, ibadet ve taatta bulunmazdı. Çünkü ilah, asla kendisine ibadet etmez. [Bilakis başkaları ona ibadet eder.]

Papazın sözünün bâtıl olduğu buradan da anlaşılmaktadır.

2 — İlah, Ona tamamen hulul etmiştir. O, Tanrının oğludur diyorsunuz. Bu inanış yanlıştır. Çünkü, ilah, cisim ve araz [sıfat] olamaz. İlahın, bir cisme hulul etmesi, imkansızdır. Eğer, ilah cisim olsaydı, başka bir cisme de hulul ederdi. Cisme hulul eden şey, cisim olur ve hulul edince iki cismin maddeleri birbirine karışır. Bu da, ilahın parçalanmasını icap ettirir. Eğer ilah, araz olsaydı, bir mahalle, mekana muhtaç olurdu. Bu ise, ilahın başkasına muhtaç olması demektir. Başkasına muhtaç olan ise, ilah olamaz. [İlahın, İsa aleyhisselama hulul etmesine sebep, ne idi? Sebepsiz İsa aleyhisselama hululü, tercihün bilâ müreccihdir. Bunun ise bâtıl olduğunu, Cevab Veremedi kitabımızda Allahü teâlânın bir olduğunu ispat ederken bildirmiştik.]
[Cevab Veremedi kitabını, www.hakikatkitabevi.com adresinden okuyabilirsiniz.]

3 — O, tanrı değildir. Fakat, tanrının bir parçası ona hulul etmiş, yerleşmiştir diyorsunuz. Eğer Ona hulul eden parça, ilahın ilah olmasında tesiri var ise, bu parça ilahtan ayrılınca, tamamen ilahlığı bozulur. Eğer bu parça, ilahın ilah olmasında tesirli değilse, tanrının parçası olmamış olur.
İsa aleyhisselamın ilah, Tanrı olduğuna delilin nedir?

Papaz — Ölüleri dirilttiği, anadan doğma körlerin gözünü açtığı ve Beras denilen, derideki çok kaşınan beyaz lekeleri iyi ettiği için, O tanrıdır. Böyle işleri ancak tanrı yapabilir.

Fahreddin Razi —
 Delil [alamet] bulunmayınca, medlulün [delilin delalet ettiği şeyin] bulunmayacağı söylenebilir mi? Delil bulunmayınca, medlul de olmaz, var olmaz dersen, âlem yaratılmadan önce, yani ezelde âlemi yaratanın yok olduğunu söylemiş olursun ki, bu bâtıldır. Çünkü, âlem [bütün mahluklar], yaratanın varlığına delildir.

Delil bulunmayınca, medlul bulunabilir dersen, ezelde mahluklar yok iken yaratanın var olduğunu kabul etmiş olursun. Fakat, İsa aleyhisselam ezelde yok iken, ilahın Ona ezelde hulul ettiğini söylersen, bunu delilsiz kabul etmiş olursun. Çünkü, İsa aleyhisselam sonradan yaratılmıştır. Ezelde var olması delilin bulunmaması demektir. Tanrının İsa aleyhisselama hulul ettiğini delilsiz kabul ediyorsun da, bana, sana, hayvanlara, otlara ve taşlara hulul etmediğini nereden biliyorsun? Delilsiz, bunlara hulul ettiğini niçin kabul etmiyorsun?

Papaz —
 İlahın İsa aleyhisselama hulul etmesi ile, sana, bana ve diğer varlıklara hulul etmemesinin sebebi açıktır. Çünkü, İsa aleyhisselamda mucizeler göründü. Sende, bende ve diğer varlıklarda böyle hârikulâde hâller görülmedi. Bundan ilahın Ona hulul edip, bize ve diğer varlıklara hulul etmediğini anlıyoruz.

Fahreddin Razi —
 İsa aleyhisselama hulul etmesine delil olarak, Onun mucizeler göstermesi olduğunu söylüyorsun. Delil olmayınca yani mucizeler görülmeyince, hulul edemeyeceğini niçin söylüyorsun? Sende, bende ve diğer varlıklarda harikalar, mucizeler bulunmadığı için tanrı bunlara hulul etmez diyemezsin. Çünkü, delil olmadığı halde, medlul bulunabilir demiştik. Buna göre, ilahın hulul etmesi, delilin bulunmasına, yani harikaların, mucizelerin görülmesine bağlı değildir. O halde, bana, sana, kediye, köpeğe, fareye de hulul ettiğine inanman lazım gelir. İlahın, bu aşağı mahluklara hulul ettiğini inandırmaya varan bir din, hak din olabilir mi?

Asayı [bastonu] ejder, yılan yapmak, ölüyü diriltmekten daha güçtür. Çünkü, baston ile yılan, hiçbir bakımdan birbirine yakın değildir. Musa aleyhisselamın asayı ejdere çevirdiğine inanıyorsunuz da, Ona, tanrı veya tanrının oğlu demiyorsunuz. İsa aleyhisselama niçin tanrı veya şöyle böyle diyorsunuz?

Papaz, bu sözüme karşı diyecek hiçbir şey bulamadı, susmaya mecbur oldu. (S. Ebediyye)

Hazret-i İsa insan idi, ona tapılmaz

Hazret-i İsa insan idi, ona tapılmaz

Resulullah efendimize, Necran’dan bir Hıristiyan heyeti gelmişti. Necran, Hicaz ile Yemen arasında bir şehir idi. Bunlar, altmış süvari olup, içlerinden yirmi dördü büyükleri idi. Bunların içinde üçü en büyükleri idi. Reisleri Abdülmesih idi. İçlerinden Ebülhâris bin Alkama, en âlimleri idi. Ahir zaman Peygamberinin alametlerini İncilde okumuş idi. Fakat, dünya mevkiini, şöhretini sevdiği için müslüman olmuyordu. Çünkü, ilmi ile meşhur olup, kayserlerden ikram görür, birçok kiliselere emir verirdi.
Medine’ye gelip, ikindi namazından sonra, Mescid-i şerife girdiler. Üstlerinde süslü papaz elbiseleri vardı. O sırada, onların da namaz vakti gelmiş olduğundan, Mescid-i şerifte namaza kalkmışlar, Resulullah efendimiz de, (Bırakınız kılsınlar) buyurmuştu. Şarka doğru kıldılar.

Üç büyükleri konuşmaya başladı. Söz arasında, İsa aleyhisselam için, bazen Allah diyorlar, bazen Allah’ın oğlu, bazen de, üç tanrıdan biri diyorlardı. Allah demelerine sebep, ölüleri diriltir, hastaları iyi ederdi. Gaybları haber verir, çamurdan kuş yapıp üfleyince uçardı diyorlardı. Allah’ın oğlu olduğuna sebep, belli bir babası olmaması idi. Üçden biri olmasına sebep de, Allah (yaptık, yarattık) diyor. Eğer bir olsaydı, (yaptım, yarattım) derdi diyorlardı.

Resulullah efendimiz, bunları dine davet etti. Birkaç âyet-i kerime okudu. İmana gelmediler. (Biz senden önce iman ettik) dediler. Resulullah efendimiz, (Yalan söylüyorsunuz! Allah’ın oğlu var diyenin imanı olmaz) buyurdu. Allah’ın oğlu değilse, o halde bunun babası kim, dediler.

Resulullah buyurdu ki: — Biliyor musunuz? Allahü teâlâ, hiç ölmez ve her şeyi varlıkta tutan Odur. İsa aleyhisselam ise yok idi ve yok olacaktır.
Onlar — Evet biliyoruz.

Resulullah — Bilmiyor musunuz, babasına benzemeyen hiçbir yavru var mı?
Onlar — Her yavru babasına benzer. [Koyun yavrusu, koyuna benzer.]

Resulullah — Bilmiyor musunuz, Rabbimiz her şeyi yaratıyor, büyütüyor, besliyor. Halbuki İsa aleyhisselam bunların birini yapmıyordu.
Onlar — Evet, yapmıyordu.

Resulullah — Rabbimiz, İsa aleyhisselamı dilediği gibi yarattı değil mi?
Onlar — Evet, yarattı.

Resulullah — Rabbimiz yemez, içmez. Onda değişiklik olmaz, bunu da biliyor musunuz?
Onlar — Evet, biliyoruz.

Resulullah — İsa aleyhisselamın anası var idi. O, her çocuk gibi dünyaya geldi. Onlar gibi beslendi. Yer, içer, zararlı maddeleri kendinden atardı. Bunu da biliyorsunuz değil mi?
Onlar— Evet, biliyoruz.

Resulullah — O halde, İsa aleyhisselam sandığınız gibi nasıl olur?
Onlar, bir şey demeyip, sustular. Biraz sonra:

Ya Muhammed “aleyhisselam”! Sen onun (Allah’ın kelimesi ve Ondan bir ruh) olduğunu söylemiyor musun, dediler.

Resulullah — Evet buyurdu.
Onlar — Eh, bu da bize yetişir diyerek inat ettiler.

Bunun üzerine, Allahü teâlâ, onları mübâheleye çağırmasını emretti. Resulullah efendimiz de, (Bana inanmıyorsanız, gelin sizinle mübâhele edelim.) Yani, (Hangimiz zalim isek, yalancı isek, Allahü teâlâ ona lanet etsin, diyelim!) buyurdu.

Allahü teâlânın bu emri, Âl-i imran suresinin, altmışbirinci âyet-i kerimesinde bildirilmektedir. Seyyid dedikleri Şerhabil, bunları toplayıp, (Bunun Peygamber olduğu her şeyinden anlaşılıyor. Bununla mübâhele edersek, ne biz kurtuluruz, ne de, bizden sonra gelenlerimiz kurtulur. Muhakkak bir belaya uğrarız!) dedi. Mübâhele etmekten kaçındılar ve (Ya Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”! Senden razıyız. Ne istersen sana verelim. Eshabından bir emin kimseyi bizimle beraber gönder, vergilerimizi ona verelim!) dediler.

Peygamber efendimiz yemin edip, gayet emin bir kimseyi sizinle gönderirim buyurdu. Eshab-ı kiram emin olarak kimin şerefleneceğini merak ediyorlardı. Resulullah efendimiz, (Kalk, ya Ebâ Ubeyde!)buyurdu. Ümmetin emini budur, diyerek beraber gönderdi.

Sulh şartı şöyle idi: Her sene, ikibin elbise vereceklerdi. Bini Recebde, bini Safer ayında teslim edilecekti. Her elbise ile de, kırk dirhem [135 gram] gümüş verilecekti.

Reisleri Abdülmesih ile seyyidleri Şerhabil, sonradan müslüman olup, Resulullahın hizmetinde bulunmakla şereflendiler. (S. Ebediyye)

Baba kelimesinin anlamları

Baba kelimesinin anlamları

Sual: Hıristiyanlar niçin Allah’a baba diyorlar. Bir de Peygamber efendimizin dedelerinden olan Hazret-i İbrahim’in babasına kâfir denir mi?
CEVAPKur'an-ı kerimde, Hazret-i Yakub’a, (Baban İbrahim, İsmail ve İshak) buyuruluyor. (Bekara 133) Bilindiği gibi, Hazret-i Yakub, Hazret-i İshak’ın oğludur. Hazret-i İsmail amcası, Hazret-i İbrahim ise dedesidir. Demek burada, amcaya da, dedeye de baba denmiştir. Hazret-i İbrahim’in babası Taruh olduğu halde, amcası ve üvey babası Azer için Kur'an-ı kerimde (İbrahim’in babası) ifadesi geçmektedir. (Enam 74)

Hazret-i Âdem'e baba dendiği gibi, Hazret-i Nuh’a da ikinci baba denmektedir. Hadis-i şerifte, (Âdem ile Nuh arasında on baba vardır) buyuruldu. (Taberani)

Resulullah, amcası Ebu Talib’e baba ve bunun hanımı Fatıma binti Esed’e anne demiştir. Bu hadis-i şeriflerle sabittir. Türkistan’da, hürmet edilen kimselere de baba denildiği, Reşehat kitabında yazılıdır. Çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir. İnsanlara iyilik eden, onları himayesine alanlara mecaz olarak, baba adam veya fakir babasıdenir.

Yaşlı kimselere de hürmeten baba denir. Eskiden tekke büyüğüne de baba denirdi. Bektaşi babası gibi. Bugün çete başlarına mafya babası denmektedir. Yaşlı kadınlara da, Ayşe ana, Fatma ana veyaHacı anne dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir. Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, Amca, dede, yaşlı kadınlara da,Teyze, nine deriz. Bunlar, gerçek anlamda değil, bir saygı ifadesidir.

Kayınvalideye ve kayınpedere, Ana-baba demek ise pek normaldir. Ceddimiz, kayınvalideye ve kayınpedere, Hanım anne, Bey baba da demişlerdir. Hakiki ana baba ile karışmamaları için böyle söylemek daha iyidir. Bazı yerlerde kayınvalideye Cici anne de diyorlar. Bunlar mubah âdetlerdir. Günah olmayan âdetlere uymakta mahzur yoktur. Hatta mubah olan âdete uymamak şöhrete, kalb kırmaya sebep olursa böyle âdetlere uymak gerekir. (Hadika) 
Bugün bazı Hıristiyanlar, (Hepimiz Allah’ın çocuğuyuz. Allah hepimizin babasıdır. İncillerdeki Baba ve oğul kelimelerini böyle anlamak gerekir) diyorlar. Hıristiyanların çoğu ise, İncillerdeki baba kelimesini yanlış anladıkları için, hâşâ Allahü teâlâya İsa’nın babası demişlerdir. İncillerde baba, mübarek bir varlık ve oğul da sevgili bir kul demektir. Yani maksat, üç tanrı değildir. Baba ve oğul kelimelerinin kullanıldığı yerlerden çıkan mana şöyledir:

(Her şeyin hakimi ve maliki Allahü teâlâ, Hazret-i İsa gibi sevgili bir kulunu insanlara peygamber olarak göndermiştir.)

İncillerin eski İbranice nüshalarından yanlış tercüme edildiğini söyleyenler haklıdır. Zira İbranice’de Baba kelimesi, (Hürmete layık büyük bir şahsiyet) manasına da gelmektedir. Bunun için Kur'an-ı kerimde, Hazret-i İbrahim’in amcası olan Azer’e, (Azer denilen babası) denilmektedir. Oğul kelimesi de İbranice’de, kendisine son derece bir sevgi ile bağlı bulunduğu bir şahsı tasvir etmek için kullanılır. Matta İncilinin 5. babı, 9. âyetinde, (Ne mutlu barışçılara! Onlara Allah’ın oğlu denecektir) deniliyor. Burada Oğul kelimesi, (Allah’ın sevgili kulu) demektir. O halde, hakiki İncilde Baba, mübarek bir mevcut ve oğul da sevgili bir kuldur.

Netice:İncillerde oğul tabiri, herkes için geçmektedir. Mesela Matta’nın yazdığı İncilde deniyor ki:
(Ne mübarektir barışçılar, çünkü onlar Allah’ın evladı diye anılacaklardır.) [5/9]
(Göklerde olan babanın evladı olasınız.) [5/45]

Eğer baba ve oğul olmak Hazret-i İsa hakkında gerçek anlamda ise, insanlar hakkında da, gerçek anlamda olur. Sadece Hazret-i İsa değil, bütün insanlar Allah’ın oğlu olur. Eğer baba tabiri insanlar için mecaz ise, Hazret-i İsa için de mecaz demektir. 

Hıristiyanlıkta Teslis inancı

Hıristiyanlıkta Teslis inancı

Sual: Teslis inancı İncillere ne zaman sokuldu?
CEVAP
İlk yazılan üç İncilin [Matta, Markos, Luka] hiçbirinde Teslise dair tek bir harf bile yoktu. 4. olarak ortaya çıkan Yunanca Yuhanna incilinde, Yunan filozofu Eflatunun teslis fikri görüldü. Barnabas İncilinde Allah’ın bir olduğu bildiriliyor. Kostantin, Eflatun’un teslis [Trinite] fikrini yeni İncile koydurunca, Papaz Aryüs, (Teslis yanlıştır, Allah birdir, İsa Onun oğlu değil, kuludur) deyince, Hıristiyanlar, onu aforoz ettiler. Aryüs Mısır’a kaçtı ise de, yine kurtulamadı, orada öldürdüler.

Teslis
, Hıristiyan dininin esasıdır. Allah hem üç, hem bir derler. Bunlardan bir kısmı, Baba, Oğul ve Ruhulkudüs olarak kabul ederler. Bir kısmı da, Allah, Meryem, İsa derler. Hazret-i İsa için (Oğul tanrı, beşer [insan] cesedine girerek Hazret-i Meryem'den doğmuştur) diyorlar. Yani onun hem doğduğuna inanıyorlar, hem de ilah olduğuna. Doğmuşsa mahluktur [yaratıktır], buna Halık [yaratıcı] denir mi hiç?
Hıristiyanlar, Ruhulkudüs'ün Baba tanrıdan çıkıp İsa'nın cesedi ile birleşmiş bulunduğuna inanırlar. Müslümanlıkta Ruhülkudüs, dört büyük melekten Hazret-i Cebrailin adıdır. Bütün insanlara ruh üflediği gibi Peygamberlere de vahyi bildirir. Bütün ruhlar gibi Ruhülkudüs de yaratılmıştır.

Hıristiyanlar, Hazret-i İsa’nın çok ibadet ettiğine, daha sonra Yahudiler tarafından öldürüldüğüne, öldürülmek istenildiği zaman kaçıp gizlenecek bir yer aradığına, gizlendiği yerde tutularak asılırken şiddetli acılar çektiğine, (Ya Rabbi, beni niçin terk ettin?) diye Allah’a, halinden şikayet ettiğine, öldürüldükten sonra da Cehenneme gidip Hazret-i Âdem ile onun neslinden olan bütün peygamberleri oradan çıkardığına, üç gün sonra ölülerin arasından kalkıp göklere çıktığına ve Baba tanrının sağ tarafında oturduğuna inanırlar. Yani Hazret-i İsa, sonradan yaratılmıştır. Hazret-i Meryem'den doğmuş, süt emmiş, yiyip içmiş, insanlar arasında çocukluk ve gençlik çağını geçirmiştir. Şu halde sonradan olmuştur. Sonradan olan ve yiyip içmeye muhtaç olan biri tanrı olamaz. Bu nasıl tanrı ki, Yahudilerin elinde aciz kalıp kurtulmak için bir sığınacak yer aramak gereğini duymakta, nihayet onların elinde çarmıhta öldürülmektedir?

Hem tanrıdır hem de çok ibadet ederdi denmektedir. Tanrı kendisine ibadet eder mi? Baba’nın sağına oturdu dendiğine göre, bu da kendisinin baba tanrıdan ayrı bir varlık olduğunu kabul etmek ve ona bir mekan isnat etmek olur. Tanrının ayrı bir tanrıya ve mekana ihtiyaç duyması acizliktir. Başka bir tanrıya veya mekana yahut başka bir şeye ihtiyacı olan tanrı olamaz.

İncillerde oğul tabiri, herkes için geçmektedir. Mesela Matta’nın yazdığı İncilde deniyor ki:
(Ne mübarektir barışçılar, çünkü onlar Allah’ın evladı diye anılacaklardır.) [5/9]
(Göklerde olan babanın evladı olasınız.) [5/45]

Eğer baba ve oğul olmak Hazret-i İsa hakkında gerçek anlamda ise, insanlar hakkında da, gerçek anlamda olur. Sadece Hazret-i İsa değil, bütün insanlar Allah’ın oğlu olur. Eğer baba tabiri insanlar için mecaz ise, Hazret-i İsa için de mecaz demektir.

Matta İncilinde Hazret-i İsa’ya peygamber deniyor:
(Orşelim'e girdiğinde, bu kim diye şehir galeyana geldi. Halk da bu Nasıralı İsa peygamber, dediler.) [21/10-11]

(Haça gerildikten sonra o Peygamber, elbisemi aralarında taksim edip kaftanım üzerine kur'a attılar demiştir.) 
[27/35]

(İsa, bir peygamber kendi vatanından başka yerde de itibarsız değildir, dedi.) 
[13/ 53- 54]

Hıristiyanlar, kendi yazdıkları kitaba da inanmıyor, İsa peygamber değil, ilah diyorlar.

Hıristiyanlığı bozanlar kimlerdir

Hıristiyanlığı bozanlar kimlerdir

Sual: Hazret-i Âdem’den beri gelen Allah’ın dini Hazret-i İsa’dan sonra nasıl bozuldu? Kim bozdu? Daha önce haram olan şeylerin helal edilmesi nasıl oldu? Üç tanrı inancı nereden geldi?
CEVAPFransızların Saint Paul dedikleri Bolüs = Paulus = Pavlos adında bir Yahudi, peygamber Yahudilerden gelmedi diye, İsevi görünüp, kendini din âlimi tanıttı. Hazret-i İsa’dan sonra ilk işi, hakiki İncili yok ettirmek oldu. İsa, Allah’ın oğlu dedi. Şarabı ve domuzu helal etti. Kıblelerini Kâbe’den güneşin doğduğu tarafa döndürdü. Allah hem bir, hem üç dedi. Yahudi dönmesinin sözleri ilk yazılan dört İncil’e, özellikle Luka’nın İnciline karıştı. Hazret-i İsa’nın sohbetinde bulunan, Hazret-i İsa’nın arkadaşı, yardımcısı yani Havarilerden olan Barnabas, Hazret-i İsa’dan işittiklerini doğru olarak yazdı. Fakat bozuk dört İncillere aldananlar, fırka fırka ayrıldı. Birbirine uymaz 72 fırka hasıl oldu. Pavlos’un düşmanlığı anlaşılarak Kudüs’te iki kere hapsedildi. Sonra Roma’ya götürüldü. Neron tarafından orada başı kesildi.

Pavlos’un hayatı incelenirse, hep Havarileri kötülediği ve onları gözden düşürmeye çalıştığı açıkça görülür. Pek çok Hıristiyan papazı, Pavlos’u Hıristiyanlığın tek kurucusu kabul eder. Çünkü bu papazlara göre, Hazret-i İsa ve Havarileri iman ve ibadet bakımından Yahudiliğe, [Hazret-i Musa’nın dinine] bağlı kalmışlardır. Pavlos buna karşı çıkmış, Yahudilikteki bütün ibadetleri terk ettirmiş, böylece Hazret-i İsa ve Havarilerin bildirdikleri dine zıt bir din ortaya çıkarmıştır. Bu din, Havari Petrus’un, tebliğ etmeye çalıştığı Nasraniliğin dışında, Pavlos’un fikirlerinden meydana gelen bir din oldu.

Papazlar, Pavlos’u, Aziz kabul etmektedir. Pavlos’un yazdığı mektuplar Ahd-i cedid’in sonunda, kutsal kitabın bir kısmını teşkil eder. Luka’nın yazdığı Resullerin işleri kısmı, Pavlos’un hâl tercümesidir. Pavlos’un yazdığı mektuplar da, dört İncile ayrılan yerden az değildir. Pavlos’un bildirdiği şeylerin çoğu, Hıristiyanlığın iman esaslarını teşkil eder. Mesela der ki:
(Günah, ruh ve beden için ölüm, Hazret-i Âdem’in yasak olan meyveden yemesi ile başladı. Hazret-i Âdem’in neslinden gelen bütün bebekler, bu günah pisliğine bulaşmış olarak doğdular. Tanrı, biricik oğlunu yeryüzüne gönderdi ve Hazret-i Âdem’den beri gelen günahtan kurtardı.) 
Pavlos böyle saçma inançla Nasranilikten intikamını almıştır. Hıristiyanlar ise, ona hâlâ Resul Pavlos diyerek, onu Hıristiyan azizi kabul ederler. Hazret-i İsa’yı hiç görmemiş bir kimsenin sözleri ile, dinlerinin inanç ve ibadet esaslarını tespit ediyorlar. Böyle bir dinin de, Allah’ın gönderdiği en son ve en kâmil din olduğunu iddia edebiliyorlar.

İzhar-ül-hak
’ta deniyor ki: Pavlos’un çelişkileri çoktur. Resullerin işleri kitabında deniyor ki:
Onunla beraber yolculuk edenlerin nutku tutuldu. Sesi işitiyor ama kimseyi görmüyorlardı. (Bab 9/7)
Benimle beraber olanlar nuru gördüler. Ama bana söz söyleyenin sesini işitmediler. (Bab 22/9)
Bab 26’da ise sesten hiç bahsedilmiyor. Yani üç ifade birbirini tutmuyor.

Yine deniyor ki:
Rab ona dedi ki: Kalk şehre gir, ne yapman gerekiyorsa sana söylenecek. (Bab 9/ 6)
Rab bana: Kalk Şam’a git, orada ne yapılması gerekeceği sana söylenir. (Bab 22/10)

Kalk ayakta dur. Çünkü hem gördüğün şeylerde, seni şahit tayin etmek için sana göründüm. Seni, kendilerine göndereceğim milletlerden de kurtaracağım. (Bab 26/17,18)
9. ve 22. babdakilerden, onun yapacakları, şehre vardıktan sonra, kendisine açıklanacağı söylenmiş iken, 26. babdakilere göre, sesi işittiği yerde ne yapacağı kendisine söylenmiştir.
Nur görünce hepimiz yere düştük. (Bab 26/14)
Halbuki, 9/7 babda, onunla beraber bulunanların nutku tutulur, ses çıkaramaz olurlar. 22 babda ise, nutku tutulmak diye bir şey yok.

Hıristiyan düşünürler, İncilleri bu çelişkilerden kurtarmaya çalışıyorlar.

Geri dön

Bugünkü Hıristiyanlığın esasları

Bugünkü Hıristiyanlığın esasları

Sual: Bugünkü Hıristiyanlığın esasları nedir?
CEVAP
Hazret-i İsa 30 yaşında iken, Benî İsrail'e peygamber olarak gönderildi. Bozulan Yahudiliğin hükümlerini nesh edip yürürlükten kaldırdı. Hazret-i İsa'ya inanmayan Yahudiler, onu Romalılara şikayet etti. Kudüs'teki Romalıların Yahudi valisi Pilatus, Hazret-i İsa'nın yakalanıp çarmıha gerilmesini emretti. Havarilerden biri olan Yehuda, onu Romalılara ihbar etti. Askerlerle beraber yerini göstermeye gidince, Allahü teâlâ Yehuda'yı Hazret-i İsa'nın şekline çevirdi. Askerler aradıkları İsa'nın bu olduğunu sanarak, Yehuda'yı çarmıha gerdiler. O anda Allahü teâlâ Hazret-i İsa'yı göğe çıkardı.

Hak din olan İsevilik yayılmaya başlayınca, Yahudiler ile Yunanlılar ve Romalılar karşı çıktılar. Bolüs [Pavlos] adındaki bir Yahudi; Hazret-i İsa'ya inandığını söyleyerek asıl İncil'i yok etti. Ortaya çıkan kişiler 12 havariden ve Bolüs’ten işittiklerini yazdılar. Böylece birçok İncil meydana geldi. Yunan felsefesi ile yetişen Bolüs, Havarilerden Barnabas’ın yakın arkadaşı idi. Bozuk fikirlerini ona da aşılamak istedi, başaramayınca, açıkça düşmanlığa başladı. Bolüs, İsevi görünüp kendisini din âlimi tanıtarak; "İsa, Allah'ın oğludur" gibi birçok şeyler uydurdu. Şarabın ve domuzun helal olduğunu söyledi. Bolüs'ün "İsa'nın haça gerilmesi, hikmet ve kurtuluştur" diyerek ortaya attığı anlamsız iddia; bugünkü Hıristiyanlığın esas felsefesini teşkil etti.

Müslümanların kitaplarından alarak dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen Galile, İncillerdeki yanlış bilgiye göre, Engizisyonca müebbet hapse mahkum edildi ve gözleri kör olarak öldü.

Bugünkü Hıristiyanlıkta:
1-
 Her çocuk günahkâr doğar.
2- Hazret-i İsa, oğul Allah’tır.
3- Allah, insanların günahını affettirmek için, kendi oğlunu haçta öldürtmüştür.
4- İnsanlar, Allah’a dua edemez. Ancak papazlar dua edebilir ve insanların günahını affedebilirler.
5- Papa günahsızdır. Onun her yaptığı iş doğrudur.

Hıristiyanlığın tekrar doğru yola girmesi için, çeşitli çalışmalar yapılmış, reformlar meydana gelmiştir. Papaz Luther, Protestanlığı kurarak bazı düzeltmeler yapacağım derken, Hıristiyanlığı büsbütün bozmuştur. Kilise, toplumun maddi, manevi bütün hayatına hakim olmuştur:
a) Kilise günahları itiraf ettirir ve papazlar günah çıkarır.
b) Hıristiyanlıkta baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz olmak kilisenin emridir.
c) Nikah kilisede kıyılır. Kilise dışında yapılan nikah geçersizdir.

Son zamanlarda Hıristiyanlıkta Allah inancı hususunda önemli gelişmeler olmaktadır. Katolik Kilisesinin ve Vatikan'ın ileri gelenleri ve bilim adamlarından meydana gelen bir heyetin 7 yıllık bir araştırma sonucunda hazırladığı Evrensel Kateşizm adlı el kitabında, Katoliklerin de İslamiyet’teki gibi "Tek Allah" inancında olmaları gerektiği belirtildi. Papalığın direktifi ile hazırlanan bu kitap 1992’de Fransa'da piyasaya çıktı. Hıristiyanların bu yeni el kitabının, şimdiye kadar bu amaçla hazırlanan diğer papalık yayınları arasındaki en önemli farkı, Allah inancının "Baba-oğul-Ruhül-Kudüs" şeklinde olmaması gerektiğinin açıkça belirtilmesidir. Kitapta (Allah’a yaratılmış varlıkların sıfat ve suretlerinin hiçbirisi yakıştırılamaz; çünkü Allah, tek yaratıcı olup ne erkek, ne kadın ne de insandı) denmekte, bu yeni inancın İslamiyet’teki Allah inancı gibi olması gerektiği açıkça belirtilmektedir.

İnsan hakları, yaratılış esasları ile cinsiyet konuları üzerinde durulan, Vatikan'ın bu yeni eserinde; "Huzurlu yaşamanın anahtarı Yaratan'ı benimsemek ve Tek Allah'ın varlığına inanmaktır" denilmektedir. Bu eser, bilim adamlarınca bir yaratıcıya inanma açısından çok önemli bir gelişme olarak kabul edilmektedir.

Ehl-i kitap ve müşriklik
Sual:
 Hıristiyanlar eskiden beri üç ilaha inandıkları halde, niye önceden kitaplı kâfir idi de, şimdi müşrik oluyor? Eski Hıristiyanların kestikleri yeniyor da, şimdikilerin kestikleri niçin yenmiyor?
CEVAPEskiden resimlere, heykellere secde ediyorlardı. Ellerindeki bozuk İncillere, Tanrı’nın İsa’ya gönderdiği kitaptır diyorlardı. İsa, Tanrı’nın elçisidir, onu çok seviyor, her istediğini yaratıyor. Babanın oğlunu çok sevdiği gibi, Tanrı’ya baba, İsa’ya oğul diyorlardı. Kendilerine şefaat etmesi için, İsa’ya yalvarıyorlardı. Bunlar ehl-i kitap yani kitaplı kâfir ise de, müşrik değildi.

Şimdi ise çoğu, (İsa’da ilahlık sıfatları var. Babası gibi, her dilediğini yaratır. Ebedi, ezeli olarak diridir) diyorlar. Bunun için, böyle bilenler müşrik olmaktadır. Böyle inanmaya şirk denir. Böyle ibadet edilen resimler, heykeller, haçlar put olur. Bu inançtaki Hıristiyanların kestiği hayvanlar yenmez. Ancak, kitap ehli Hıristiyan mı, yoksa müşrik olanların mı kestiği bilinmeyince ve araştırmak da gerekmediği için, Hıristiyan ülkelerinde kesilen hayvanların etlerini yemek caiz olur.

Hıristiyanlık nedir

Hıristiyanlık nedir

Sual: Hıristiyanlık hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAPİncil’de Allah’ın bir olduğu, Hazret-i İsa’nın, Allah’ın kulu ve Resulü olduğu yazılı idi. Hazret-i İsa’nın hak olan dini, az zaman sonra Yahudiler tarafından sinsice değiştirildi. Yahudi Bolüs [Pavlos], İsevi görünerek, hakiki İncili yok etti. Sayısız İncillerin yazılmasına sebep oldu. Büyük Kostantin, bütün İncilleri birleştirmek için, miladi 325’de, İznik’te 319 papazı toplayıp, yazdırdığı yeni İncile eski dini olan putperestlikten de birçok şey sokturmuş, yeni bir Hıristiyanlık dini kurmuştu.

Hazret-i İsa’nın ve Barnabas’ın yazdığı İncil’de Allah’ın bir olduğu bildirilmişti. Eflatun’un 3 tanrı fikri de yeni İncile kondu. Papaz Aryüs = Arius, bu yeni İncillerin yanlış olduğunu, bildirince aforoz edildi. Yeni Hıristiyanlık Arius’ün mezhebinden farklı idi. 6 defa meclis kurulup, yeni İnciller ortaya çıktı. Papaz Luther Martin ve Calvin son değişiklikleri yaptı. Bu yeni İncile inanan Hıristiyanlara Protestandenildi. Böylece, Hıristiyanlık, iyice değişti.

Yahudiler, Hazret-i İsa’yı katletmek isteyince, İncili yakıp, ortadan kaldırdılar. O zaman, İncil yayılmamış idi. Çünkü, Hazret-i İsa’nın peygamberlik zamanı 3 yıl olup, iman edenler de pek az idi, çoğu da, okur yazar değildi. 325’de birbirine uymayan 40-50 İncil vardı. Ariusmahkeme edilirken, dördü hariç diğer İncillerin yasaklandığı kilise tarihlerinde yazılıdır. Matta İncilinin 15. fıkrasında, (Milletler yoluna gitmeyin ve Samiriyelilerin şehirlerine girmeyin) denildiği halde, 24. babın 14. fıkrasında, (İncil, bütün milletlere vaaz edilecektir) demektedir. Bunun gibi sayısız tenakuz vardır. Hıristiyan bilginleri, dört İncildeki tezatlar yüzünden şaşkınlık içinde kalıp, Ekharn, Kiser, Haysi, Ghabuth, Wither, Fursen gibi araştırmacılar, (İncillerde, ihtilaf çoktur) dediler.

Joseph Barnabas’ın yazdığı İncil, miladi 325’e kadar İskenderiye kiliselerinde okunuyordu. Papa 5. Sixtus, 1585-1590’daki papalık zamanında, bunu İbranice’den İtalyanca’ya tercüme ettirdi. Prusya kralının müşaviri J.F.Gramer, bunu bulup prens Öjene [Eugen’e] hediye etti. Bu ölünce kitaplar Hofbibliyotheke kondu. Bu el yazma İncil, Viyana imparatorluk kütüphanesinde hâlâ mevcuttur.

Bu İncilde Hazret-i İsa diyor ki:
Ben günah affedemem, günahları ancak Allah affeder. (Bab 71)

Ben, Allah’ın resulünün yolunu hazırlamak için geldim. Bu Resul, bir müddet sonra, İncil tahrif edilip inananların 30 kişi kadar kalacağı bir zamanda gelir. O zaman, Allah elçisini gönderir. Onun başının üzerinde beyaz bir bulut bulunur. O, putları kırar. Onun sayesinde, insanlar Allah’ı tanır. Ben de hakiki olarak tanınırım.
 (Bab 72)

O resul güneyden gelir.
 (Bab 96)

O resulün adı Ahmed’dir.
 (Bab 97)

[Kur’an-ı kerimde de bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Meryem oğlu İsa, “Ben Allah’ın resulüyüm. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı, benden sonra gelecek Ahmed isimli Peygamberi müjdeleyici olarak geldim” demişti.) (Saf 6)]
Barnabas İncili Allah’ın bir olduğunu bildirmekte ve teslisi yalanlamaktadır. Bugünkü İncillerde ve Ahd-i atikte de, bütün tahriflere rağmen, Hazret-i İsa’dan sonra bir Peygamber geleceği yazılıdır. 1886’da İstanbul’da Boyacıyan Agob matbaasında basılan Kitab-ı Mukaddesin Türkçe tercümesinin s.885’de, (O, gelince dünyayı günah, salah ve hüküm hususlarında ilzam edecektir) deniyor. Buradaki "O" nun Latince aslında, Paraclet yazılıdır. Bu kelime,Teselli edici demektir. Papazlar her şeye rağmen, (Benden sonra bir teselli edici gelecektir) ibaresini İncilden kaldıramadı. Pavlos’un yazdığı ve Hıristiyanların Kitab-ı mukaddesten kabul ettikleri mektuplardan "Korintoslulara 1.mektubun, 13/8 de, (Peygamberler sona erecek, diller de kaybolacak [Latince gibi], ilim iptal olacak[Ortaçağ ilmi gibi], ama O kâmil gelince, yarım kalan ve kusurlu olan bilgiler ortadan kalkacaktır) deniliyor. [Bu yazı Türkçe Kitab-ı Mukaddeste de vardır.]